Öğrenme psikolojisi ile ilgili temel kavramlar


Öğrenme: Yaşantı sonucu bireyin davranışlarında yada potansiyel davranışlarında oluşan kalıcı izli değişikliklerdir. Öğrenmenin gerçekleşebilmesi için bireyin bir uyarıcıya verdiği tepkiyi benzer durumlarda tekrar etmesi yani kalıcı izli tepkiler vermesi gerekmektedir. Davranışlarımız geçici ve kalıcı davranışlar olarak ikiye ayrılabilir. Geçici davranışlar söz konusu olduğunda bireyin herhangi bir uyarıcıya verdiği tepkiyi tekrar etmesi beklenilmez; alkollü iken normalde gösterilen davranışlardan farklı davranışlar sergilemek, ilaç veya uyuşturucunun etkisiyle davranışlarda bulunmak ya da yüksek ateş nedeniyle sayıklamak geçici davranışlar içerisinde sayılabilir. Kalıcı davranışlar söz konusu olduğunda tepkide bir tutarlık söz konusudur. Trafik kurallarına uygun araba kullanmak, eğitimle ilgili bir kavramın tanımını yapmak, bir deneyi işlem sırasına göre yapmak kalıcı izli davranışlar arasında sayılabilir.

Refleks: Doğuştan getirdiğimiz ve bir uyarıcıya karşı göstermiş olduğumuz basit, tutarlı ve ani tepkilerdir. Refleks söz konusu olduğunda öğrenmeden söz edilemez. Refleksif davranışlarımız öğrenmenin etkisi olmadan doğuştan getirilen özellikler taşımaktadır.
* Dizimize vurulduğu zaman ayağımızı kaldırmamız.
* Yüksek ses karşısında irkilme ve o yöne yönelme
refleksif davranışlara örnek olarak gösterilebilir.

İçgüdü: Türe özgü ve karmaşık bir davranış örüntüsü bulunan öğrenme yerine olgunlaşma sonucu gelişen, başka türlerde görülmeyen davranışlardır.
Bu kavram özellikle üzerinde tam bir fikir birliğine varılamamış bir yapı içermektedir. Bazı bilim adamları insanlarda içgüdünün olmadığını ifade ederken bazıları ise içgüdülerin insanlarda görülen bazı davranışlarla kendisini gösterdiğini ifade etmektedir. İnsanlarda içgüdünün olmadığı ancak içgüdüsel bazı davranışların görüldüğü ifade edilmektedir. Örneğin annelik davranışı, kıskançlık, saldırganlık davranışları içgüdüsel davranışlar arasında sayılmaktadır.

Bebeğin kokusu, kadının annelik içgüdülerini hayata geçirir ve bebeğini göğsüne bastırma, kucağına alıp ninni söyleme ya da yavaşça sallama davranışları görülür.

Hayvanlarda gördüğümüz birçok davranış içgüdüseldir.
* Köpeklerin kemikleri toprağın altına gömmek için toprağı kazmaları.
* Karetta karettaların millerce yol kat edip yumurtalarını bırakmak için Patara plajına gelmeleri.

Dürtü: Organizmanın yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan fizyolojik kökenli ihtiyaçların organizmayı harekete hazır hale getirmesine dürtü denir. Açlık, susuzluk, cinsellik gibi fizyolojik ihtiyaçlarımızın organizmada rahatsızlık hali yaratması ve organizmanın bu rahatsızlıktan kurtulmak için harekete geçmesi dürtü olarak ifade edilebilir.
* Susayan birinin su içmek için buzdolabına yönelmesi
* Karnı acıkan bir bireyin yemek yemek için mutfağa yönelmesi dürtüye örnek olarak verilebilir.

Güdü: Güdü kavramı dürtüleri de kapsayan genel bir kavramdır. Organizmanın ihtiyaçlarını kapsayan ve onu harekete geçirici bir yapı içerir. İlgilerimiz, arzularımız, isteklerimiz ve dürtülerimiz güdü kavramı içerisinde yer alır. Güdüler organizmayı uyarır ve harekete geçirir.
Güdü organizmayı harekete geçirecek bir enerji durumudur ve bu enerji bireyin o anda ihtiyaç duyduğu etkinliği yapabilmesi için onu tetikler. Biraz önce de ifade edildiği gibi, güdü, fizyolojik ihtiyaçlarımızın yanında psikolojik ve sosyolojik ihtiyaçlarımızı da içerir.
Güdülenme ise, organizmanın ihtiyaçları giderilmesi için harekete geçmeye hazır hale gelmesidir.
Güdülenme içsel ve dışsal güdülenme olmak üzere ikiye ayrılabilir.
İçsel güdülenme; organizmanın ihtiyacı kendi hissetmesi ya da bir etkinliği yapmanın faydalı olacağına kendi inanç getirmesidir.
* Kendini geliştirmek için farklı kitapları okumaya istekli olmak
Dışsal güdülenme; organizmanın ihtiyacı farklı kaynaklardan hissetmesi ya da bir etkinliği yapmanın faydalı olacağına dışardan gelen uyarılar sonucunda kanaat getirmesidir.
* Sınavlarda başarılı olmanın koşulunun günde en az bir saat düzenli ders çalışılması gerektiği yönündeki uyarıların dikkate alınması.
“Güdülenme içsel ya da dışsal olsa da unutulmaması gereken bunun içsel bir süreç olduğudur.”

Zeka: Üzerinde en çok tartışılan ve tanım birliğine ulaşılamamış ve öğrenmeyle doğrudan ilişkili kavramlardan biridir. Zeka farklı birçok disiplinden bilim adamı tarafından tanımlanmıştır. Bu tanımlar içinde görülen ortak nokta, problem çözme, öğrenme ve adaptasyon olarak karşımıza çıkmaktadır. Çevreye uyma, öğrenme hızı, problem çözme, kavram üretme, farklı çözüm önerileri sunma zekanın göstergeleri olarak kabul edilmiştir. Zeka öğrenme ile doğrusal bir ilişki göstermektedir. Zeka düzeyindeki artış öğrenmeyi kolaylaştırırken, zeka düzeyindeki düşüş öğrenmeyi güçleştirmektedir.
Zeka kalıtım ve çevrenin etkileşimi sonucu ortaya çıkmaktadır. Kalıtım zekanın sınırlarını çizerken, çevresel faktörler nerede olacağını belirlemektedir.

Dikkat: Odaklanma durumu olarak ifade edilebilir. Organizmanın belli bir anda bir durum ya da nesneye odaklanma durumuna dikkat denilmektedir. Dikkat tek boyutlu olup aynı anda iki farklı duruma odaklanmak mümkün değildir. Yani bir birey hem müzik dinleyip hem de aynı anda ders çalışamaz. Birey ders çalışırken müzik dinliyorsa ya müziği dinliyordur ya da ders çalışıyordur.

Dikkat sınırı bireyin çevresindeki uyarıcıları alabildiği sınırlardır. Ancak bu sınırlar içerisinde yoğunlaşılan uyarıcı diğerlerinden ayırt edilir. Bu ayırt etme durumu odaklanma yani dikkattir.

Türe Özgü Hazır Oluş: Bir organizma ancak fizyolojik donanımının el verdiği ölçüde öğrenebilir. Buna türe özgü hazır oluş denilmektedir. Bir tür kendi fiziksel donanımının el vermediği etkinlikleri gerçekleştiremez.
* Papağan ve muhabbet kuşlarının fizyolojik yapısı insan seslerini taklit etmeye uygun olduğundan bu canlılar seslerimizi taklit edebilmektedirler.
* Köpeklere istenilen birçok davranış öğretilebilirken, kedilere bu davranışların bir türlü kazandırılamaması türe özgü hazır oluşla açıklanabilir.


Bu yazı 2186 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak